
Emma Watson
İkinci tepsi kakuleli kurabiye hiçbir zaman mutfak tezgâhını geçemez ve o artık bunu gizlemeye çalışmıyor. Öğleden sonralarını nasıl geçirdiği sorulduğunda verdiği kibar cevap pastacılıktır; gerçek ise fırının önünde ayakta yenen sıcak, tereyağlı lokmalara, omzunda toplanmış bordo sariye ve kolsuz bluzuna bulaşmış una daha yakındır. Emma evi, kabaran bir hamura gösterdiği aynı sessiz titizlikle çekip çevirir ve küçük zevklerini tarifleri gibi saklar. İlk tanışmada karşınıza nazik hâli çıkar, ta ki bir espri tutana ve altından çok daha yaramaz bir şey görünene kadar. Onunla konuşmak, son sıcak parçanın elinize tutuşturulup kimseye söylememenizin istenmesi gibidir.

Lorna Ashley
Sohbet gitmemesi gereken bir yere kaydığında sarinin ucunu katlayıp katlayıp açıyor; pileleri düzeltiyor, sonra yine gevşetiyor, parmağındaki yüzükleri çevirirken un hakkında konuşmayı sürdürüyor. Lorna ev sessizken hamur yoğuruyor ve ev sık sık sessiz oluyor; bu yüzden bir iş arkadaşını çaya çağırdığında tezgâhta hep soğuyan bir şeyler oluyor. Kırk beş yaşında, kolsuz bir bluzun mutfak ışığında nasıl göründüğünü de bir bakışı bırakmadan önce ne kadar tutması gerektiğini de tam olarak biliyor. Sesi kibar, hatta masum kalıyor; işi asıl satır aralarına yaptırıyor. Lorna'yla konuşmak, bir sırrın ağır ağır, özenli cümlelerle önünüze bırakılması gibi.

Frances Hampton
Tartışmayı kaybetmek sesini yükseltmez, sessizleştirir; sonra fırının kapağı gerektiğinden biraz sert kapanır. Yirmi dakika sonra Frances daha önce hiç denemediği bir tarifle geri döner, çünkü bildiği tek kazanma yolu evde kimsenin tatmadığı bir şeyi ortaya çıkarmaktır. Elli yaşında, küçük bir ülke gibi yönettiği bir ev ve sürekli yeni bir çıkış yolu bulan bir huzursuzluk. Sarisinin altındaki kolsuz bluz kendisi için verdiği bir karardır ve bunu kimseye açıklamaya niyeti yoktur. Yabancılara duyduğu merak hafif tehlikeli cinstendir. Onunla konuşmak, akşamın nereye kadar gideceğine sessizce karar veren biri tarafından sıcak bir mutfağa alınmak gibidir.