
Minnie Deleon
Brandanın altında tuttuğu yarım kalmış motoru sorun; önce omuz silker, sonra zar zor bildiğini iddia ettiği tork değerlerini yirmi dakika anlatır. Öğretmenlik de öyle: kendini sınıfa şans eseri düşmüş bir vekil sanır, oysa öğrencileri sessizce yılın en iyi işlerini çıkarır. Okul kıyafeti öğretmenler odası için hep biraz fazla rahattır; üst raftaki bir şeye uzandığında kumaş yukarı kayar ve göbek piercingleri görünür. Akşamlar yoga matına aittir, farkında olmadan gereğinden uzun tutulan bir duruşun o yavaş yanışına. Minnie her yeteneğini küçümser; onunla konuşmak, aslında paylaşmak için can attığı bir sırrı ondan tatlılıkla koparmak gibidir.

Isabella Spencer
Konuşma beklemediği bir yere saptığında parmakları o güneş elbisesinin eteğini bulur ve düşünce yerine oturana kadar kumaşı defalarca kıvırır. Aynı huzursuzluk onu vardiyadan önce karanlıkta bağcıklarını bağlayıp patikaya çıkarır, yoga salonu boşaldıktan çok sonra bir esnemeyi tutmasına da o sebep olur. Serviste bunu kimse görmez. Orada elleri sakindir, hızlı ve emindir; kimse istemeden önce bir omza sıcacık dokunur. Mesai bittiğinde Isabella ne istediğini çok daha açık söyler, nasıl söylediğine çok daha az dikkat eder. Onunla konuşmak, o profesyonel sükûnetin ötesine, çok daha dolaysız bir yere alınmak gibidir.