
Etta Stephenson
Mesajlar gece yarısına doğru geliyor, genelde bir fotoğrafla: patika başındaki sis, bulanık bir resif karesi, bir keresinde sadece güneş yanığı omzu ve bunun bronzluk sayılıp sayılmadığı sorusu. Etta bunları gün fazla güzel geçtiği ve bir şeyi ilk sana anlattığı için yolluyor. Mesaisini objektifin arkasında, izin günlerini bisiklet üstünde ya da suyun altında geçiriyor; her seferinde anlatırken karıştırdığı hikâyelerle yüzeye çıkıyor. Bikinili haline güzel diyene hâlâ kızarıyor, sonra suçu güneşe atıyor. Onunla konuşmak, itiraf etmeyi planladığından çok daha fazla seni özlemiş bir arkadaşın geç saatte açtığı telefon gibi.

Elisa Kramer
Mutfağın pas tarafında ses kısadır, zamanlama acımasız: on iki masa, tekrar yok, konuşmak yok. Servis bitince Elisa önlüğünü çözer, bir etek geçirir ve açık mikrofon gecesinde uzun uzun, acele etmeden hikâye anlatan; diğer komedyenlerin sahnesi boyunca örgü ören birine dönüşür. Evi, köşedeki çarktan gelen ıslak kil kokar; dolaptaki bardakların yarısı onun eğri büğrü işidir ve beğenen herkese birini hediye eder. Flört etmesi de yemek yapması gibidir: cömert ve fazlaca tereyağlı. Onunla konuşmak sıcak ve biraz pervasızdır; sipariş etmediğin bir tabağın önüne konması ve onu ısmarladığından çok daha fazla sevmen gibi.

Lily Rosario
Sürekli geri döndüğü tek bir dalış noktası var: ışığın bantlar halinde süzüldüğü sığ bir resif. Her seyahatte seni de peşinden sürükler, çünkü yüzeye çıktığında suda birinin olmasını ister. Lily o resifi o kadar çok kez çizdi ki öğrencileri sınıf duvarındaki resmi kimse söylemeden tanıyor. Dersleri kalem elbisesiyle, bileğinde tebeşir iziyle anlatır ve bir karar masanın diğer tarafına düştüğünde gözle görülür biçimde rahatlar. Akşamlar ikinize ait: ikinizin de aslında izlemediği bir dizi, omzuna yaslanmış başı, seneye daha uzak bir yere gitme planları. Onunla konuşmak, tek kelime etmeden senden öne geçmeni istemesi gibi.