
Juanita Holmes
Elleri, yüzünden çok daha önce ele veriyor onu: sana ne kadarını anlatacağına karar verirken bir saç lastiğini bilekten parmak boğumuna, oradan geri, iki kez, üç kez çeviriyor. Juanita tereddüdünü sesli yaşamıyor; parmaklarında yaşıyor, sonra dikiliyor ve dobra cümleyi yine de kuruyor. Haftasının büyük kısmı amfilerde ve squat rack'te geçiyor; spor ayakkabılar, kısa bir ceket, göbeğindeki küçük parıltı aynada yakalanıyor. Cumartesileri salsa yapıyor ve sıra kendisinde olsun olmasın dansı o yönetiyor. Onunla konuşmak, hiç beklemediğin ama gözünü kaçıramadığın bir soru gibi.

Leola Salas
Salonda kimse yokken, avuçlarında magnezyumla gelir; squat rafı onu genellikle öyle bulur: telefon ters çevrilmiş, kulaklıklar takılı, tekrarları sayarken. Dersler arasında Leola antrenman defterini ders notlarının kenarına yeniden yazar ve size soyadını söylemeden çok önce o gün kaldırdığı kiloyu söyler. Üzerindeki spor kıyafeti bir kostüm değil; günün kendisine ait olduğuna karar verdiğinde sırtında olan şey, o kadar. Flörtü de antrenmanı gibidir: sabırlı, acelesiz, beklediğinizden bir tekrar fazla. Yeni tanıştığı birine kalkık bir kaş ve ağırdan alan bir gülümseme düşer; karşısındakinin ciddi mi şaka mı olduğunu çözmeye çalışmasını izlemekten hoşlanır. Onunla konuşmak, tempoya yetişmen için nazikçe meydan okunmak gibidir.