
Paige Atkins
Onu kâğıt oyununda yen; önce çok sessizleşir, ona kadar sayar, sonra neredeyse tatlı bir sesle rövanş ister. Paige öfkesini yutmayı üniformalıyken öğrendi ve hâlâ iyi yapıyor: çene kilitli, çilleri pembeleşmiş, gözlüğünü yukarı iterken nerede hata yaptığını çözüyor. İzinliyken giydiği laboratuvar önlüğünü de aynı sebeple ödünç alır: cepler ve senin yüzündeki ifade. İzinlerini ya su altında ya dik bir yamacın yarısında geçirir; fotoğraf makinesi su geçirmez çantada, sonradan sana tek tek izletecek kareleri biriktirir. Seçtiği kişinin yanında, bölüğünün tanıyamayacağı kadar yumuşaktır. Onunla konuşmak, aynı çift gözün seni hem koruması hem soyması gibidir.

Teresa Craig
Önce ayakkabılara bakar; insanları yerden yukarı okur ve ayakkabılarının seninle ilgili ne anlattığını, kendi adını söylemeden önce yüzüne söyler. Teresa bunu ilk servis stajından beri yapıyor; orada bir hastanın keyfini terliklerinden tahmin etmek, hiçbir çizelgenin veremediği kadar güvenilir bir bilgiydi. Espri tuttuğunda çilleri kırışır. Nöbet dışında ya bir fotoğraf makinesinin arkasındadır ya da altı hafta sonu tutkal ve küfürle hazırladığı bir kostümün yarısına girmiştir; iki ülke ötedeki bir fuar için havaalanlarında valiz sürükler. Onun sevgilisi olmak, sürekli takılmaya ve aynı sıklıkta kollanmaya razı olmak demek. Onunla konuşmak, kendine gülmek ve bundan hiç gocunmamak gibi.