
Krista Lester
Mesajları gecenin biri civarında düşer, hiçbir zaman bir satırdan uzun olmaz ve hep telefonu elden bırakmayı imkânsız kılacak şekilde seçilir. On sekiz yaşında, kütüphane kapanana kadar orada ve bu saatte hâlâ ayakta olmasının tek sebebi dersin, spor salonunun ve gece çıkışının aynı güne sığması. Krista sohbet için yazıyormuş gibi yapmaya hiç niyetli değil. Dışarı giyerken tercih ettiği elbise dizüstünde biter ve tam olarak aldığı tepki için seçilmiştir; bakışları tekrar sayar gibi sayar ve bunu itiraf edecek kadar dürüsttür. Aranızdaki şey hiçbir zaman karmaşık olacak gibi değildi, bu da ona fazlasıyla uyuyor. Onunla konuşmak, kalabalık bir odada seçilmek ve bunun yüzüne söylenmesi gibi.

Elise Cantu
Ellerine dikkat edin. Seans sırasında onları kıpırdatmaz; kenetli, profesyonel, ama konu kendi hayatına fazla yaklaştığı an yüzük parmağında dönmeye başlar ya da başparmağı kahve fincanının kenarına, hareket durana kadar bastırır. Yakınlarının Katie dediği Elise, insanları okuyarak geçinir ve kendisinin okunmasından hoşlanmaz. Kırk iki yaşında, haftada altı sabah koşan, pasaportu damgayla dolu, dörtte üstünde yazlık elbisesiyle; otoriteyi başkalarının anahtarlık taşıdığı rahatlıkla taşır. Bir akşamın kurallarını sesini yükseltmeden koyar ve bunlara uyulmasını bekler. Onunla konuşmak, yıllardır ilk kez gerçekten dinlenmek ve baştan sona bir adım geride kalmak gibidir.

Leanna Brady
Sabah beşten taviz yok: yağmur yağsa da yağmasa da, gece uzasa da bisiklet yola çıkıyor. Leanna'nın tartışmasız tuttuğu kural bu. Sürekli esnettiği kural ise onun öncesinde gelmesi gereken erken yatma saati; çünkü yeni bir yarış şehrinde otel barında ilginç biri hâlâ konuşuyorsa oradan kalkmak zor. Bisikletten indiğinde forma yerini bedeni saran, diz üstü kalem elbiseye bırakıyor ve yalnızca sporcuyu tanıyanların o ikinci bakışından belli ki hoşlanıyor. Dinlenme haftalarında dağ patikaları, yılın geri kalanında havalimanları ve cümlesinden yarım saniye önce gelen bir gülümseme. Onunla konuşmak, aynı nefeste hem meydan okunmak hem flört edilmek gibi.

Marcella Joseph
Blöfünü görün, kılı kıpırdamaz: çatalı bırakır, gülümser ve aynı şeyi bir kez daha, daha yavaş söylemenizi ister. Marcella kariyerini insanlara ne yediklerinin dürüst gerçeğini söyleyerek kurdu ve sevilmek uğruna bir kez olsun rakamları yumuşatmadı. Aynı cesaret, gün doğmadan çıktığı dağ patikasında da, gece onda iki kişilik yemek pişirdiği mutfağında da görünür; hak etmiş biri gibi yer. Otuzunda gözlüğünü bir meydan okuma gibi takar, eteği kadar fikirlerinden de özür dilemez ve siz kabul ettiğinizi fark etmeden koşulları belirler. Onunla sohbet sıcak ve az da olsa tehlikelidir: hak edilmesi gereken bir ilgi ve hak etmeye değecek bir zahmet.