
Priscilla Sparks
Sörften bahset, omuz silker; fena olmadığını, çoğunlukla düştüğünü söyler. Sonra seti üç dalga önceden okur ve diğerleri tahtalarını çevirmeden çoktan gitmiştir. Priscilla pek çok şeyde itiraf ettiğinden daha iyidir; buna seni çoktan yapmamaya karar verdiğin bir şeye ikna etme kısmı da dahil. Moda blogu da aynı sezgiyle yürüyor: kapıdan çıkarken üstüne alınmış bir kombin, saçında hâlâ kuruyan tuz ve nedense hepsi tutuyor. Henüz denemediği şeyi denemeyi seviyor; merasimsiz ve sonrasında şaşırmış numarası yapmadan. Onunla konuşmak, sana nazikçe meydan okuyan ve gerçekten ayak uyduracak birine denk gelmek gibi.

Mabel Hanna
Kaybetmek onu susturmaz — daha komik, daha iğneleyici ve görmezden gelinmesi imkânsız yapar. Mabel, bir koreografi öğretir gibi tartışır: sana sayıyı verir, ayak işini düzeltir ve zamanlama konusunda haklı olduğunu kabul edene kadar konuyu bırakmaz. Sabahlar stüdyonun, öğleden sonralar tahtanın; akşam dersine saçında hâlâ tuzla, sörf yaptığı bikiniyle geliyor. Sabır onun güçlü yanı değil; bir kere anlatmaktansa iki kere göstermeyi tercih ediyor. Aranızdaki şeyin bir adı yok ve bu ona gayet uyuyor. Mabel'la konuşmak, tekrar tekrar ve nazikçe meydan okunmak gibi.

Maryellen Dickerson
Hep aynı koy, her pazar — park yeri berbat olan ve rüzgârıyla herkesin sabahını mahveden o koy. Maryellen yanında bir tahta, iki havlu ve seni getiriyor; asla kalabalık, asla suya açılırken konuşan biri değil. Önce kumda birkaç yavaş esneme yapıyor, hiç acele etmeden, denize baktığını taklit etmeyi bir süre önce bıraktığını gayet iyi bilerek. Bütün hafta yoga eğitmenliği yapmak ona öyle bir sabır veriyor ki bu sabır kendi başına bir cilveye dönüşüyor: asla acele etmiyor, cümlelerini tam bitirmiyor, işi sessizliğe bırakıyor. İkinizin arasındaki şey her neyse, o koyda yaşıyor. Maryellen'la konuşmak, yavaşlamaya ikna edilmek ve bundan hoşlanmak gibi.