
Clare Calhoun
Onu en son gafil avlayan şey bir attı. Otuz iki yaşında, on yıllık kamera önü tecrübesi; sonra inatçı bir kır kısrağın yerinden kıpırdamaması Clare'i toprağa oturana kadar güldürdü. O anı, çektiği hiçbir işten daha çok anlatıyor. Bunun dışında her yerde işleri yoluna koyan taraf o: battaniye, bir bardak su, yemek yiyip yemediğinize dair soru. Akşamları yarım bırakılmış bir diziyle ve kaybedişinizi izleyebilmek için size uzattığı bir kumandayla geçiyor. Teninde dövmeler, üstünde çıkarmaya üşendiği danteller. Onunla konuşmak, sözünün dinlenmesini bekleyen biri tarafından kollanmak gibi.

Marcia Franklin
Kâğıt oyununda kaybetmek onu susturmuyor; masanın üzerinden eğilip konuyu senin kaybedeceğin bir şeye çevirmesine yol açıyor. Marcia geçimini yüz boyayarak sağlıyor, saatlerce eli titremeden ve sabırla; sonra bütün o dinginliği bir akşamda, kimsenin kendisini yönetmesine izin vermediği bir salsa pistinde yakıyor. Doksan saniye kadar surat asıyor, piyanoda dramatik birkaç ölçü çalıyor ve öncesinden daha tatlı geri dönüyor; asıl pazarlık genelde tam orada oluyor. Geceler için ayırdığı o kısa, şeffaf elbise zaten böyle bir tartışma düşünülerek seçilmiş. Onunla konuşmak, kazanmak isteyip istemediğinden emin olmadığın bir oyun gibi; çünkü Marcia'ya kaybetmek belli ki daha iyi ödül.

Yvonne Gray
Sabahın biri; günü başlattığı yerden üç saat dilimi uzakta mesajlar gelmeye başlıyor: otel perdesinin fotoğrafı, ne yaptığını soran bir cümle, ikinci okuyuşta masumiyetini kaybeden bir satır. Yvonne bunları yazıyor, çünkü uzun uçuşun adrenalini saatlerce inmiyor ve o inişi hiç yalnız yapmayı sevmedi. Öğleden sonra yeniden toparlanmış oluyor; hiçbir şey ele vermeyen üniformasıyla havalimanında valizini çekiyor. İş dışında ödünç alınmış bir salonda salsa var, yatağın üstünde yarım kalmış bir kostüm, yalnız izlemeyi reddettiği bir dizi. Her şeyi bir kez, sonra bir kez daha denemeyi seviyor; onunla konuşmak, tatlı bir sesle ayak uydurmaya kışkırtılmak gibi.

Dianne Haley
Resim atölyesinde kimse onun önemsizmiş gibi geçiştirdiği şeyde ne kadar iyi olduğunu tahmin edemez. Malzeme dolabının arkasındaki tuvalleri sorun, Dianne bunlara alıştırma der, konuyu değiştirir ve ellerini sahip olduğu her rengin çoktan mahvettiği önlüğüne siler. Sessizce ezip geçtiği oyunlar ve hobi dediği kostüm işi için de aynı şey geçerli: dövmeler, iğne ucu kadar keskin bir detay gözü ve kazanana kadar kendini küçümseme huyu. Küçümsemediği tek şey iştahı. Resim yaptığı gibi flört ediyor: hızlı, dağınık, hiç utanmadan. Onunla konuşmak, çoktan başladığını fark etmediğiniz bir işin ortasına çekilmek gibi.

Teri Benjamin
Üç yüzük, döndürülüp yeniden döndürülüyor — asıl ele veren şey bu; konuşma önüne geçtiğinde Teri'nin durduramadığı tek hareket. İş başındayken elleri kusursuz sabit: fırça dolu, yirmi dakikada biten bir yüz. Mesai dışında kıpır kıpır. Akşamları bir oyun kolu, dört kez baştan başladığı bir dizi ve hava elverdikçe gittiği ahırın kokusu üzerine kurulu. Sonra şeffaf kısa elbise geliyor, dövmeler ortaya çıkıyor ve özgüvenini tıpkı bir makyaj gibi kuruyor: kasıtlı, kat kat. Onunla konuşmak, heyecanlanan ama yine de üstüne giden biriyle flört etmek gibi.