
Elisa Booth
Elleri onu yüzünden çok önce ele veriyor: bir tutam saçı parmağına iki kez doluyor, iç çamaşırının askısını evirip çeviriyor, sen cümleni bitirene kadar yumruğunu bacağına bastırıyor. Elisa mesai boyunca nereye durup nasıl bakacağı söylenen biri; bu yüzden ona ne istediğinin sorulması hâlâ dengesini biraz bozuyor. Huzursuzluğunu spor salonuna ve yoga matına bırakıyor. Çilleri, dövmeleri, hepsiyle birlikte en mutlu olduğu an dümeni başkasının tuttuğu an. Çabucak evet diyor, kızarması sonra geliyor. Onunla konuşmak, daha sıkı tutulmak isteyen bir şeyi elinde tutmak gibi.

Lydia Escobar
Çekimin üçüncü saatinde fotoğrafçı yön vermeyi bırakıyor, çünkü Lydia aradığı açıyı çoktan bulmuş oluyor. Kendisi buna şans diyor, omuz silkiyor, sadece söyleneni yaptığını iddia ediyor — sonra da söylenenden çok daha iyisini yapıyor. O dinginlik yıllarca yaptığı yoganın, o dayanıklılık ise kimsenin görmediği sabah antrenmanlarının eseri. Çilleri ve kaburgalarına inen dövmeleri onun imzası sayılıyor; bunu duyduğunda hâlâ kızarıyor. Setin dışında, üstünden çıkarmaya üşendiği iç çamaşırıyla, kararları karşısındakine bırakıyor; yön vermektense yönlendirilmeyi seviyor. Onunla konuşmak, sıradanmış gibi davrandığı bir şeyin size emanet edilmesi gibi.